14 Eylül 2009 Pazartesi

HEAVY METAL'İN SOSYO-POLİTİK ARKA PLANI ÜZERİNE

Büyük bir projenin bir parçasının çok kısa özeti.


Müzik her zaman için toplum ile diyalektik bir ilişki içerisinde oldu. Karl Marx’ın Alman İdeolojisi’nde söylediği, felsefe ve toplumsal bilimlerde devrim etkisi yaratan “Yaşamı belirleyen bilinç değil, bilinci belirleyen yaşamdır” önermesi, elbette toplumsal bir üretim olan, başka bir deyişle “toplumsalın bilinci” olan müziği anlamada da çok önemli bir dönüm noktasıdır. Zira ekonomi, kültür, aşk, sevgi, nefret, din, ateizm, toplumsal değişimler, bir başka ifadeyle yerleşik toplum, müziğin beslendiği en önemli dinamikler olmuştur. Heavy metalin neden popüler müzik ağacının en agresif ve gürültülü kolu olduğu sorusunun cevabı da bu türün toplumsal tabanında ve doğuş koşullarında yatmaktadır.


Kendisinden önceki bütün müzikal algıları altüst eden, müzisyenlerin bulundukları sınıfın özelliklerini gösterdikleri bir müzik akımı olarak heavy metal, işçi sınıfının yoğunlukta olduğu İngiltere’nin Birmingham şehrinde doğdu. Aynı zamanda heavy metalin oluştuğu yıllar olan 1979-85 arasında İngiltere işçi sınıfı çok önemli olaylarla karşı karşıya kalmıştı. Aşağı yukarı 120.000 kişinin Mart 1984’te başlayıp 1985 martına değin sürdürdüğü büyük madenci grevi bu dönemde yaşanan en önemli olaydır. İlk kıvılcımları 1979 yılında görülen İngiltere’deki işçi hareketi, sadece takındığı politik tavırla kendisini ifade etmiyordu. Dönemin sanatsal ifadelerini de beliriyordu. Margaret Thatcher, göreve gelmeden önce işçi sınıfının gücünü kıracağına söz vermiş, göreve geldiği yıl da yaklaşık 30.000 kişiyi işten çıkarmıştı. Yaşanan toplumsal gerilimin bir sonucu olarak, icra edilen müzik iyice sertleşecek, daha tehditkar bir hale gelecek ve yer yer de daha fazla “kaçış” unsurunu içerecekti. 1979 ile 1985 yılları arasında kendini gösteren New Wave Of British Heavy Metal (NWOBHM), popüler müzik tarihinin en etkili müzikal dönemlerinden biri olarak tarihteki yerini aldı.

Edmund Husserl, Avrupa İnsanlığının Krizi ve Felsefe adlı yapıtında, insanlığın sıkıntılardan, krizlerden kurtulması için bir Avrupalılık tini olması gerektiğini söyler. Husserl’e göre Avrupalılık, üstün kültürel, toplumsal değerleri taşıyan, barışı ve huzuru sağlayabilecek bir tindir. Dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan insanlar da bu Avrupalılık tinine sahip olmalıdır ki, huzur, mutluluk ve refah sağlanabilsin. Bu oldukça iyi niyetli bir amaç olarak görünse de, pratikte büyük sorunlar doğurmuştur. Bütün kültürel farklılıkları yok sayarak insanları Avrupalı olmaya çağırmak olarak da okunabilir. Zira günümüzde Batılı ülkelerin diğer ülkelere karşı tutumlarını Husserl’in mantığı içerisine yerleştirmek mümkündür ve bu mantık şiddet doğurur. Örneğin Husserl’in bu mantığına göre, Bağdatlı olmak kurtulunması gereken bir durumdur ve Avrupalı olmak gerekir. Ancak bir Bağdatlının gözünden baktığımızda durum hiç de bu biçimde görülmez. Avrupalı olmak Bağdatlı bir çocuğa göre iyi bir şey değildir, çünkü Batılılar onun üzerine bombalar yağdırmıştır, babasını öldürmüştür, evini yakmıştır. Ona göre Avrupalı ile savaşmak gerekir. Yani, yine şiddet doğmuştur.

Heavy metal, yaygın bir eleştiri konusu olduğu gibi, bu şiddeti veri alır. Kanadalı bir grup olan Exciter’ın huzur ve barış için bütün zorba politikacıların kanını istemesi, ABD’li Intruder’ın kendini şiddet uygulayan bir Filistinlinin yerine koyması, heavy metal açısından hiç de şaşırtıcı olmayan örneklerdir. Heavy metal müzisyenleri Husserl’in anlayışıyla uzlaşsalar da, onu reddetseler de mevcut şiddet ortamının yadsınmasına mesafelidirler. Bir toplumsal gerilim döneminin ürünü olan heavy metal, her zaman soyut bir hümanizme uzak durmuştur.

2 yorum:

  1. "Kendisinden önceki bütün müzikal algıları altüst eden, müzisyenlerin bulundukları sınıfın özelliklerini gösterdikleri bir müzik akımı olarak heavy metal, işçi sınıfının yoğunlukta olduğu İngiltere’nin Birmingham şehrinde doğdu."

    HM'nin kendiinden once gelen akimlari altust ettiini pek dusunmuorum! hatta onceki ingiliz genclik kulturlerinin "kotu" bi kolaji olduunu bile dusunuorum.
    Isci sinifinin ozelliklerini tasidigi icin HM'nin kutsanmasina daa da karsiyim! donemden isci sinifi genclik akimlari (punk, mod, vs) toplumsal cinsiyet rollerini sarsarken HM'nin maco isci sinifi kulturunu yeniden urettiini unutmayalim.

    sizi, bizim tarafin blogunu iplemediiniz icin ayrica kiniorum Alkan bey!

    YanıtlaSil
  2. HM kendinden önceki akımları (punk ve rock, hard rock'ı) şöyle altu üst etti: punk kontrolsüz öfke içeriyordu, müzikal değerleri önemsemiyordu, yaptığı tek şey protesto etmekti. Ama dediğim gibi kontrolsüz protesto. Punk'ın geleceği yoktu, akordsuz çalınan enstrumanlar da cabası tabi.

    Heavy metal punk'ın öfkesini almakla birlikte, punktaki nihilist tavrı almadı. 70'lerin hevay rock gruplarının müzikal öğelerini, o zamana dek görülmemiş bir saldırganlıkla ortaya serdi. Acayip derecede sert rifflerin arasınd abirden bire ortaya çıkan solo gitarlar önemli bir kanıt buna. Müziği yeniden üretti.

    Maço işçi sınıfını heavy metal üretmedi, bizzat maço işçi sınıfı heavy metali üretti. (tam da bahsettiğim, "yaşamı belirleyen bilinç değil, bilinci belirleyen yaşamdır") Ve bence iyiki de üretti.

    Sizin bloga uğrayacağım. Şöyle ki bu blog mevzusuna yabancı biriyim pek alışamadım. Zamanla buraları da birbirine katarım tabi :)

    YanıtlaSil